Yaşamdan alacalı renkler

24/7/2008 - Ölümsüzlüğün bağrında yerini alan Şair Adnan YÜCEL








“Saraylar saltanatlar çöker

kan susar bir gün

zulüm biter

menekşelerde açılır üstümüzde

leylaklar da güler

bugünlerden geriye,

bir yarına gidenler kalır

bir de yarınlar için direnenler”


Adnan YÜCEL 27 Mart  1953 yılında Elazığ’da doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Elazığ’da yaptıktan sonra, Diyarbakır Dicle Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Ankara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’ni de bitiren Adnan Yücel “Çağdaş Türk Edebiyatı” üzerine Yüksek lisans yaptı. Çeşitli okullarda ve özellikle Ankara’da hayatının en fırtınalı yıllarında edebiyat öğretmenliği yaptıktan sonra 1987 yılında  Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesinde Türk Dili öğretim görevlisi  olarak çalışmaya başladı.


 
1974 yılında “Yeni Adımlar” dergisinde yayınlanan şiirleriyle dikkat çeken Adnan YÜCEL’in ;

Kavgalara Sözlenen Sevda (1979) , Soframda Kaval Sesi (1982)
Bir Özlem Bir Türkü (1983) , Acıya Kurşun İşlemez (1985)
Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek (1986) , Rüzgârla Bir (1989)
Ateşin ve Güneşin Çocukları (1991) , Çukurova Çeşitlemesi (1993) Sular Tanıktır Aşkımıza (1998)  adlı şiir  ve Karacaoğlan, Yaşamı, Sanatı, Kişiliği ve Şiirleri (1993) adlı araştırma kitabı yayınlandı.


Kavgalara Sözlenen Sevda adlı şiir kitabı ise  Şairin isteği üzerine yayından kaldırılmıştır.

 

Yaşamının en güzel döneminde;



 
“Kaya çatlağında köknar çılgınlığı benimki

Kıraçlara kahreden tohum dargınlığı

Yağmursuz gülmeyi bilmiyor ki kuraklık

Beynimi yüreğime nasıl haykırsam bu akşam

Bu akşam hiç yaşamamış olsam

Bir badem çiçeği sürsem şimdi namluya

Beynime sıksam

Ölümüm bahar olsa “ diyerek imgelerken,


 
en olgun döneminde;

 

 “Kırdın kalbimi beynim

Kırk sekizim de başka duydum seni

Ölümün haber çizgisi

Karanlığın birdenbiresiydi  sesin

Sesin de yoktu aslında

Sonsuz boşlukta bir hiçlik

Varlık ötesi bir sessizliktin” diye betimlediği beyin tümörü, aşkın ve başkaldırının Şairi Adnan YÜCEL’in 24 Temmuz 2002’de aramızdan ayrılmasına neden olsa da;  O bizlere bıraktığı edebi eserleriyle ölümsüzlüğe ulaştı.



 
Adnan YÜCEL  yüreğine toprağı, suyu, ateşi, güneşi, rüzgarı , direnci ,  umudu katık yapmış ve yürek sesiyle yerelden dünyaya seslenmişti.



 
Bir fidana mı döndük yaban illerde

Suyumuz iğreti toprağımız yabancı

Rüzgarlara vermişiz dallarımızı

Bir sesi bekler gibiyiz uzaklardan

Ne bir çayda çıra ne bir gelin alayı

Yağmur yağıyor durmadan

Yaşamın yasalarına isyan eden köklerimiz

Özlemi çekiyor yağmur yerine topraktan

                                    (Soframda Kaval Sesi)

 

İyi ki silahlanmışız acılara karşı
Türküsüz çıkmamışız yollara
Ekmekten ve gömlekten önce
Aşk
Ve sevinç doldurmuşuz koynumuza
İyi ki koparmamışız çiçekleri
Sevgiyi öfkesiz takmışız yakamıza
         ………

Bu kadar yeter Montaigne

Yüreğimi çoktan koydum doğanın eline

Ben ki yaşam bahçıvanıyım

Bir oğul ektimse toprağın rahmine

Acıyla beslerim tohumlarımı

Ki bir çiçek fışkırsın

Bin güzellik yayılsın yeryüzüne

                                   (Bir Özlem Bir Türkü)

 

 “Ve ölürken bile yürümek

Boşuna değil

Hep yatağı olduk tarih ırmağının

Yenilgilerle durulmanın

Zaferle köpürüp kabarmanın

Ama hiçbir zaman

Anası olmadık geçmişi doğurmanın

…..

Aç ve kavruk bir memeden

Direnmeyi yudum yudum emen

Bir çocuk gibi öğrendik

Ve direndik

Ordular kurduk türkü renklerinde

Bütün ağıtları bir hücumda yendik

Acıya kurşun işlemez artık

Biz yaşamayı zulümsüz sevdik”

                                   (Acıya Kurşun İşlemez)

 

“Rüzgar çocuk sesleriyle mavi bir düş kurar gökte
Sözde türkü dalda çiçek olur açar her yürekte
Gözden perde iner birden
Düşü gerçek kılan bilir
Rüzgarla bir olan bilir”

                        (Rüzgarla Bir)

 

Ötsün diye kendi yuvasında kuş
Açsın diye kendi dalında çiçek
Gördüler ki yepyeni ateşler gerek
Ateş olup yanmaktaysa bütün gerçek
Yanarken türkü söyleyen canlar gerek
Ateşi kanıyla tutuşturanlar gerek
                        (Ateşin ve Güneşin Çocukları) 

 

 "Parmak uçlarında kayıp giderken

Berlin'de tutuşup hiç Sivas'ta yandın mı

Sen hiç kötürüm bir suyu tanıdın mı"

……………..

Bu kaçıncı anlam değişmesidir ölümün

Yüzümüz hangi hüznün coğrafyası tarihte

Sessizliğe tutsak değil artık mezarlıklar

Yeraltında ölümü utandıran yürekler var.

                                     (Sular Tanıktır Aşkımıza)

 

Ne gün batışı ölümlerin üzüncüne
ne tan atışı doğumların sevincine
ey bir elinde mezarcılar yaratan,
bir elinde ebeler koşturan doğa
bu seslenişimiz yalnızca sana
yaşamasına yaşıyoruz ya güzelliğini
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

(Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek)



Fakülte yıllarımda Türk Dili dersi hocam, çalışma hayatımda değer verdiğim mesai arkadaşım  ve suskun sesimi ak sayfalara çığlık çığlık dökmeye cesaretlendiren mert insan Şair Adnan Yücel’i “ yeryüzü aşkın yüzü olması” dileğini paylaşarak  saygıyla bir kez daha  anıyorum.

 Ruhu şad olsun.

 Demet DUYULER DOĞAN

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

2008-07-24 14:32:38 - ..

Yazan: YasakSokak
Teşekkürler..
Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->
Image Hosted by ImageShack.us

Hakkımda

Örgü,dantel gibi el becerileri, yeme- içme gibi damak tatları, yaşamın içerisinde yer alan olaylar, mani,tekerleme,fıkra ve güldürmeceleri paylaşmak istedim. www.kitapyurdu.com'dan satın alŞiirlerimi okumak için tıklayın.

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
Image Hosted by ImageShack.us Image Hosted by ImageShack.us

Kategoriler

Arkadaşlarım

funmak

goznuru

hayris

aysebayram

blogekle

rapunzel

Nilgün Bozkurt

woelfin Barış

mamila

YASEMİN ALBAYRAK

eminedantelorgu

nurcan01

mai siyah

<
Günlük Burç
<bgsound src =""http://gload.de/files/eefb5ea3d340fbef9d17fe811.mp3"> http://defnehobi.blogcu.com/